Yaşam Zevkinin Cazibesi

By Çarşamba, Mayıs 3, 2017 0 No tags Permalink 0
Biraz üşütmüştüm. Ondan erken uyanamadım. Sabah saat 7 oldumu kurulu saat gibi ayakta olurum normalde. O gün birazda halsizliğin verdiği ağırlıkla saat 9:30 gibi kalktım. Hazır geç uyanmışken bazı ıvır zıvır işlerimide halledip öyle ofise geçeyim dedim.

Severek giydiğim bir ayakkabım vardı. Ayakkabı tabiri caizse haşat bir duruma gelmişti. Sonuçta onun işide pek sıradan değil. Ağır tonaj yük ile her gün yol alıyor 🙂 Artık giyilemez duruma gelince yeni bir ayakkabı almıştım. Fakat yeni ayakkabı ile birlikteliğimizde öyle planlandığı gibi gitmedi…

Gözlerim halen eski ayakkabılarımda idi. Acaba tekrar geri giymem mümkünmü diye düşünürken onu tamir ettirme fikri aklıma geldi. Bazı şeyleri uzun süre kullanılınca iyice kanıksarsın kopamazsın ya saçma ama durum birazda öylede olmuştu. Eski ayakkabılarımı salaş ucuz market poşetine atıp, daha önce istiklalin arka sokak larında gözüme ilişen bir ayakkabı tamircisine doğru yola koyuldum.

Yeri tam olarak aklımda değildi. İstiklalin alabildiğine bağımsız, ana caddenin tüm hengamesine rağmen sakinliğini koruyabilen ara sokaklarında bu ayakkabı tamircisini aramaya başladım. Neyseki bulmak çok zor olmadı. Yoldan dükkana doğru bakıldığında içi görülemiyecek şekilde alçakta kalıyordu. Dik merdivenle aşağı doğru 3–4 basamak inmemle başımı eyerek dükkan kapısından içeri geçmem bir oldu. Giriş kısmının tüm stresine rağmen dükkanın içi oldukça iç açıcı ve ferah geldi. Öyle içi geniş, havadar ve modern bir yapısıda yoktu. Sanki ilk yapıldığı gibi herşey yerli yerinde duruyordu.

İçeri girmemle dükkanda tek olan usta hızlı bir toplarlanma ile önündeki işi bırakıp dikkatini bana verdi. “Buyrun nasıl yardımcı olabilirim” cümlesine gülümseme ile birlikte başını eğerek selamlama eşlik etti. Sanki oda beni bekliyordu. O gün tek işi benim dökülmüş ayakkabımı tamir etmek gibi. Sahi esnaflıkda bunu gerektirmezmiydi. Müşteri ayırt etmeksizin işini en ehil şekilde yapmak. Ondan herkes tüccar olabilir fakat herkes esnaf olamaz diyorlar sanırım.

Arka rafda eski bir radyo vardı. Klasik müzik çalan bir kanala ayarlanmıştı. Klasik müzik dükkanda çok hoş bir arka plan etkisi yapıyordu. Kış ayları olmasına karşın içeride herhangibir ısıtıcı yoktu. İçerisi soğuktu yani. Karaköydeki cafelere mimarın bütçe dahilinde yaptığı eski görünümlü duvar buradaki dükkanın orjinal görüntüsüydü. Köşede bir gaz lambası vardı. Dekordan ziyade ihtiyaç durumundan kullanılmak üzere orada durduğunu anlamak zor değildi. Karşımdaki dolabın en üst rafında bir manzara resmi vardı. Önünde gene dükkanın ruhuna aykırı davranmayan süs eşyaları, termos ve biz vazo bulunuyordu. İçeride huzur veren bir sıcaklık vardı. Adeta farklı bir gezegene gelmiş gibi her köşe başını, her detayı gözlerimle süzüyordum. Usta ayakkabımı incelemeye başlamıştı bile artık beni tamamen görmezden gelmişti. Sanki dükkanda sadece o ve benim döküntü ayakkabım varmış gibi çektiğim fotoğrafları bile farketmedi. Yaptığı işe büyük ehemmiyet verdiğini anlamak hiçde zor değildi.

Ayyakkabımı inceledikden sonra işinin uzun olduğunu söyledi. Neredeyse 1 gün uğraşmam gerekebilir dedi. Yeni bir ayakkabı alman daha mantıklı dedi. Ama eğer seviyorsan ayakkanını gene uğraşır giyelebilecek şekle getirebilirim dedi. Bende kabul ettim ardından dükkandan ayrıldım. Ama bu küçük şirin atölye içimi ısıtmıştı. Nedeni elbette basitti…

Bazı insanları tanıyınca hani içimizi ısıtır, enerjimizi yükseltir ya. İçlerindeki yaşam sevgisi ve yaşam zevkinin dışa akseten enerjisidir sanki. Bu insanları öyle yakından görmeyede gerekte yoktur. Tıpkı Tasha Tudor gibi, gördüğümüz bazı karelerde yeterli olabiliyor.

İç dünyasında mutlu olan, tutkulu yaşayan insanlar bir şekilde bu olumlu enerjiyi dışlarına yansıtıyorlar. Tutkulu yaşamanın zorluğuda bunu daha değerli kılıyor anlaşılan. Günümüzde bunu başarmak için eksra çaba sarf etmemiz kaçınılmaz. Merhum Çetin Altan’ın ara ara dönüp okuduğum limonata ve rafadan yumurta yazısında söylediği gibi;

Yaşam sevgisi bir kültürdür. Tıpkı çiçek sevgisi, tıpkı müzik sevgisi, tıpkı yüzme sevgisi gibi…Bu sevgi ya vardır, ya yoktur.Böyle bir sevgi pekişmemişse; orada insanlar, ne yaratıcı bir yaşama, ne sağlıklı bir aşka, ne keyifli bir yücelmeye fazla kulaç atamazlar…Kafası yarım kesik bir horoz gibi, çırpınır, bunalır, önüne geleni suçlar; ne istediğini, ne aradığını, daha doğrusu ne halt edeceğini bir türlü tam kestiremez ve kendilerini de, canım yaşamı da ziyan zebil ede ede, sönüp giderler.Yaşam sevgisi; enerjinin, yaşam zevkini kuşaklar boyu ortaklaşa yoğurmasından oluşur.Enerji yoksa, orada sadece kurnazlık vardır.

No Comments Yet.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir